Alea Jacta Est – 54. yaş

487

yarının kelimelerini dün söylemiş olduğunun ayrımına varıp, uzaklara dalmaya bugün denir.
U.U


ihtiyarladıkça anlıyorum anımsaması güç, zor bir yaşmış elli üç
bumerangının peşinden koşan adam olmak da varmış bu öyküde
feda etmek de lazım bir şeyleri belki hayat bir tek bu şekilde anlaşılır
çünkü generallerin madalyaları askerlerden kopan parçalardan yapılır
hep aynı kişi kalmak sanki hep aynı aynaya bakmak gibi bir şey
iş ki ayna da sana baksın ya da hep aynı sana baktığını sansın
iş ki ayna sırrını senden başkasından esirgesin, zinhar saklasın
ama işte yaş almak, ihtiyarlamak da tam da böyle bir sanrı
ne zaman eski bir Istanbul fotoğrafı görsem mesela
dikkatlice içinde bir umut kendimi arıyorum
ama orada değilim işte biliyorum da bir yanımla
boynu bükük ağaç yanım, suskun vapur, üzgün kedi yanımla
mickey rourke yanım, attila ilhan, savaş dinçel yanımla
eski zaman hoş tabii istiklal caddesinde insanlar varmış
aralarına da alırlardı beni eskiden, karışır giderdim dengime
‘bensiz de idare ederler’ diye mırıldanıyorum şimdi kendime
daha doğmadığın zamanların fotoğraflarında kendini aramak
nasıl bir deliliktir peki; bu ne beter bir Hüzzam şarkıdır
ama hüzne gerek yok artık Uğur’um buna alış
olmazmışsın o resimde, o kentte; bununla barış
yine dellenmelerdeyim;
ne gam! beni şehir bile yok saymış.

ne biçim bir insan oldum ben böyle!

ihtiyarladıkça anlıyorum katlanması dert, daha da zor bir yaşmış elli dört
“Atlattım” dersin ya sorduklarında; yoo, ben atlatmadım!
yani bilerek, isteyerek, üzülerek, bu yangını besleyerek…
yani atlatamadım değil atlatmadım, ayıp olurdu kendime.
mahçup olurdum çok fena, utanırdım atlatsaydım.
anı dediğin, insanı oyalayan bir tür kafa sesi madem,
madem sabit bir tür yankı kederine bile isteye kapıldığın
madem çok az şey kaldı senden geriye; madem sen artık
bir kaç eski tiyatro oyunu, biraz kalp ağrısı; biraz da sissin
madem sen imkansızı düş eylersin, düşmez yakandan geçmişin
madem yüzünü ısıtacak o güneş bir yerlerde doğmaktadır
N’apalım? Sonuçta gerçek, yalnızca kaybedenlerin umrundadır.
pek bilinmez ama bulması zordur insanın aslını
terk eyleyip te vırttdanak kertenkele gibi ardını
yenilenmesi, temizlenmesi, çok zordur
seğirtip de bir deli bilgenin ardında
utanması özenle biriktirdiği harflerinden
çok…ama baya bi çok zordur.
söz yaratır efsaneyi sanan yanılır, söz verilmez aslında kiralanır
sesine arzum ondandır usta, duymazsam usum alınır
bırak kırılsın beli artık lafların, bir kez daha anımsansın
bir kez olsun bir kere daha konuş ta çok fena acıtsın madem
yine hayallerdeyim;
ne gam! yazık ettim kendime.

ben ne biçim bir insan oldum böyle!

ihtiyarladıkça anlıyorum geçmişi keş, Cool bir yaş olacak elli beş
artık uyumak istemiyorum mümkün olduğunca, rüyalar çok yoruyor
her gece güzel güzel yatıyor sabaha Sartre olarak uyanıyor
gün, üzerimden silindir gibi geçip te bir önceki akşamın aynı bitince
yatağa Kafka olarak giriyor, gece çişe Woody Allen olarak kalkıyorum
bıraktım gayrı; her değişim son seferinde ilk şeklini alır.
hayat böyle; ben ne yazarsam yazayım, herkes bildiğini okur
bir gün bile gülümseyerek “ALL IN” diyemedikten sonra insan niye yaşar
sonuçta Vegas’ta olan, yalnızca Vegas’ta diil vicdanda da kalır 
ama inat ya, onlar ne anlarsa anlasın ben bildiğimi söyleyecek,
hayat böyle; onlar ne okursa okusun bildiğimi yazacağım
kime anlatsam inanması zor şeyler geliyor başıma bi süredir
o yüzden kimse edinmiyorum kendime ki anlatmayayım; bana kalsın
bilmeyen anlamaz çünkü, anlamak için bilmek lazım önce, gidebilmek sonra
o yüzden paylaşmıyorum kimseyle bana emanet büyülü asırlarını
sadece gitme cesareti olanların, sadece silinme cesareti olanların
sadece sessizce delirme cesareti olanların, sadece cesareti olanların
sadece cesetlerin anlayabileceği sırlarını bu hayalet kasabanın
on iki milyarda bir bi olasılıkmış, karmaşıkmış kadim denklemi
sıyrılıp da kendi renklerinden, yeni kendine alışmalıymışsın
tanımalıymış, tanışmalıymışsın eski sesleri ile gezegenin
ölüp de karışmalıymışsın atalarının topraklarına, şiirlerine, kâh ahlarına
kâh sevap gibi görünen günah yollarına sapmalıymışsın- öyle dedi- ekledi:
“mucizeye anca böyle tanık olursun evlat – sen de bir mucize olursan”
Ne gam! Kalemin ucu kırıldı.

ne biçim bir insan oldum böyle ben!

İlgili yazılar

Savaş Dinçel

"Bülbüller bizim eğlenmemiz için müzik yapmak dışında pek bir şey yapmazlar...Bu yüzden bir bülbülü öldürmek günahtır." Harper Lee - Bülbülü…

İyi ki doğdun Gökhan Semiz

"Varlığın, anlatabileceğim her yerde kalır." senden sonra!devrildi tüm ağaçları sahil yolunun, ay söndüyağmur irileşti sokaklara döktü nefsini nefesinimuzaffer, sessiz bir…

Abyss

I remember the future and dream of the past. Üç güneşi vardı o toprakların her birinin işi, ışığı başkadallarına ümit…

Haziranın Yirmisi / Lycurgus

‘Şahane haberlerim var! Sanıyorum gezegendeki tüm iyiniyeti yok edecek bir düşünce biçimini mükemmelleştirebildim.’ boş bir sahnedir artık haziranın yirmisiyalan dolan…